Halının Ağıdı: Isparta Halıcılığının Kayıp Mirası
Halının Ağıdı: Isparta Halıcılığının Kayıp Mirası
Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Genç, bir zamanlar ülke ekonomisinin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan el halıcılığının nasıl yok olmaya yüz tuttuğunu dile getirdi. Genç, bu durumun sadece ekonomik bir gerileme değil, aynı zamanda kültürel ve insani bir kayıp olduğunu belirterek, “Bir halı ağıt yakar, bir kilim çığlık atar, bir dokuma yerinde duramaz yeri geldiği zaman” diyerek halıların manevi boyutuna dikkat çekti.
- Açgözlülüğümüz ve Hedonist Yapımız Halıcılığı Bitirdi
ISPARTA - Prof. Dr. Mustafa Genç, " Isparta halıcılığı bitti, halı dokuma kültürü ortadan kalktı" şeklindeki yaygın söylemin yalnızca Isparta'ya özgü bir durum olmadığını söyledi. Bu durumun altında yatan temel nedenin, insanın açgözlülüğü, doymayan ruhu ve hedonist yapısı olduğunu vurguladı. Bir zamanlar Isparta'dan günde onlarca, yüzlerce TIR dolusu dokumanın gittiğini ancak artık bu durumdan bahsedilemediğini ifade eden Genç, bütün bu süreçleri hazırlayanın, insanın kendi içsel değişimi olduğunu belirtti.
- Ticaret Hırsı Geleneksel Üretimin Önüne Geçti
Genç, 1980’lerde Türkiye'nin en önemli ihracat ürünlerinden olan el halılarının yerini, 2000'li yıllara gelindiğinde teknolojik ürünlerin aldığını söyledi. Bu dönemde "artık önemli olan el üretimleri değil, teknolojik ürünler üretip pazarlamasını gerçekleştirmemiz gerekiyor" anlayışının hâkim olduğunu ifade etti. Ekonomik açıdan doğru gibi görünen bu yaklaşımın, sadece belli şirketlere ve ailelere fayda sağladığını savunan Genç, halıcılığın ise koyun besleyenden yünü tarayan ve eğirene, ipi boyayandan halıyı dokuyana kadar yüz binlerce insanı kapsayan geniş bir üretim zinciri olduğunu kaydetti.
- Isparta Halıcılığının Altın Çağı ve Sonrası
Prof. Dr. Mustafa Genç, Isparta halıcılığının dünya pazarındaki altın çağını 20. yüzyılın başlarında, Şark Halı Kumpanyası ile başlattı. Bu dönemde Isparta, Uşak, Gördes, Kula, Milas gibi bölgelerde dokunan halıların İzmir limanından özellikle İngiltere'ye ihraç edildiğini anlattı. Genç, daha önce Anadolu kadınlarının sanatsal üretimini takdir eden batılı anlayışın, bu dönemden itibaren onları sadece birer dokuma ustası olarak görmeye başladığını ve kendi tasarımlarını göndererek ticari bir ürün elde etme anlayışına geçtiğini vurguladı. Isparta'nın bu ticari halıcılığın önemli bir merkezi haline geldiğini, hatta Türkiye'nin ilk ip fabrikalarının burada kurulduğunu ifade etti.
Ancak sonrasında yanlış pazarlama yöntemlerinin ortaya çıktığını, kök boyalı olarak satılan kimyasal boyalı halıların gerçek değerinin çok üzerinde fiyatlandığını ve bu durumun zamanla ciddi sorunlara yol açtığını belirtti. Gümrüklerde iade edilen ürün sayısının arttığını ve bu durumun halıcılık sektörüne zarar verdiğini ifade etti.
Değişen İnsan, Unutulan Miras

Genç, üretimin durmasının sadece ekonomik nedenlere bağlı olmadığını, insanın kendi yapısının değiştiğini belirtti. “Oturup o tezgâhın başında çocuğunu okutan, halının parasıyla çocuğunu evlendiren, evini yaptıran anlayış artık elinde telefonla gezen, kulaklıkla dolaşan bir nesle dönüştüğü için bu insanların oturup da dokuma yapması zaten beklenemezdi” dedi.
2000'li yıllarda ülkemizdeki işçilik ücretlerinin yüksek bulunması nedeniyle üreticilerin, Çin, Hindistan, Nepal ve Afganistan gibi ülkelere yöneldiğini söyledi. "Çin'de günde 1 dolara çalışan insanlar varken, ben neden Türkiye'de daha yüksek bir bedelle bunu dokutayım?" anlayışının yaygınlaştığını ifade etti. Bu süreçte Türkiye'deki dokuma kültürü unutulduğu için, insanlar metal tezgâhlarını hurda olarak sattı, ahşap tezgâhlarını sobalarında yaktı. Hatta Çin'de Hereke adında bir köy kurulup neredeyse Hereke halısının isim hakkının bile alınmaya çalışıldığını, ancak sonradan yapılan müdahalelerle bunun engellendiğini anlattı. Bugün Türkiye'de sadece üç dört bin kişinin dokuma yaptığını belirten Genç, Isparta'nın ticari halıcılığın sembolü olmasına rağmen, makine halıcılığına dönüşümü sağlayamadığını ve bu alanda Gaziantep'in gerisinde kaldığını vurguladı.
- Doğallıktan Yapaylığa ve Halının "Ağıt"ı
Genç, bir halının, bir kilimin sadece bir eşya olmadığını, yüzlerce yıl sonraya dahi bir mesaj taşıdığını söyledi. "Doğduğu zaman üzerine sarılan kundakla başlar çığlık atmaya... Çünkü bir insanın bedenini sarmıştır.
Sonra o çocuğun emeklemesiyle üzerinde dolaşmasıyla hayatının devamını sağladığını görmüştür ama en sonunda insanın bu dünyadaki varlığının son noktasında taputunun üzerinde gördüğünde etraftaki insanların çığlığı olmuştur " diyerek dokumanın insanın hayatındaki yerini anlattı. Halının bir masal anlattığını, bir ninni söylediğini ve yeri geldiğinde bir ağıt yaktığını ifade etti.
Son olarak, doğal ve yapay dokumalar arasındaki farka değindi. Doğal halıların dağların, yaylaların bir ürünü olduğunu belirterek, yapay hayatın içerisinde üretilen sentetik dokumaların ise Bolu Kartalkaya faciası gibi, yangınlarda bir bombaya dönüştüğünü ve canlara mal olduğunu söyledi. Genç, "İnsan yapay olduğunda ürettikleri de yapay oluyor" diyerek sentetikleşen, duygusuzlaşan insanın karşılığını, kendi ürettiği yapay dokumalarda gördüğünü ifade etti. "O yüzden o dokumaların sesini duyabilmek, o çığlıkları ancak siz onu hissettiğiniz zaman anlayabiliyorsunuz" diyerek sözlerini noktaladı.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.