Günün ilerleyen saatlerinde gelen o tanıdık cümleyi çoğumuz en az bir kez kurmuşuzdur: “Aç değilim ama bir şeyler yemek istiyorum.” Bu cümle, çoğu zaman kişinin kendisiyle ilgili sert bir yargıyla devam eder.
İradesizim, kendimi tutamıyorum ya da ne yesem doymuyorum gibi düşünceler, sorunun kaynağını tamamen kişisel bir zayıflık olarak görmeye iter. Oysa bu durum çoğu zaman bir karakter problemi değil; bedenin verdiği sinyalleri yanlış yorumlamanın bir sonucudur. Çünkü açlık tek bir biçimde ortaya çıkmaz.
Bedenin fizyolojik olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlar ile zihnin duygusal, zihinsel ya da alışkanlığa bağlı olarak yeme isteği geliştirdiği anlar birbirinden farklıdır. Ancak bu iki durum günlük yaşamda sıkça birbirine karıştırılır. Sonuçta kişi, aslında bedeninin değil zihninin konuştuğu bir anda, bedeni suçlamaya başlar. Oysa fiziksel açlık ile duygusal açlık aynı şey değildir. Her ikisi de gerçek ve geçerlidir; fakat farklı kaynaklardan beslenir ve farklı sinyallerle ortaya çıkar. Bu ayrımı yapamamak, yeme davranışıyla ilgili suçluluk duygusunu artırırken, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmenin de önüne geçer.
Fiziksel Açlık: Fizyolojinin Sessiz Mesajı
Gerçek, yani fizyolojik açlık; midenin boşalmasıyla, kan şekerinin düşmesiyle ve hücrelerin enerji ihtiyacının artmasıyla ortaya çıkar. Bu açlık ani değildir; yavaş yavaş gelişir ve bedenin doğal ritmi içinde kendini hissettirir. Önce hafif bir boşluk hissi, ardından odaklanma güçlüğü, enerji düşüklüğü ve bazen mide sesleriyle kendini gösterir. Fiziksel açlıkta amaç nettir: enerji sağlamak. Bu nedenle belirli bir yiyeceğe karşı keskin bir istekten ziyade, genel bir yeme ihtiyacı söz konusudur. Beden için önemli olan ne yediğimizden çok, yeterince ve zamanında yiyip yemediğimizdir.
Bu tür açlıkta yemek yedikten sonra zihinsel bir huzur hissi oluşur. Suçluluk, pişmanlık ya da kontrol kaybı duygusu eşlik etmez. Aksine kişi, bedeninin ihtiyacını karşıladığını hisseder. Çünkü burada beden keyif değil, yakıt talep etmektedir. Protein, karbonhidrat ve yağın dengeli bir şekilde bir araya geldiği bir öğün, kan şekerini dengeler ve tokluk sinyallerinin sağlıklı biçimde oluşmasını sağlar.
Fiziksel açlığı tanıyabilmek, sağlıklı beslenmenin en temel adımlarından biridir. Çünkü bedenin gönderdiği bu sessiz mesajlar zamanında karşılandığında, hem aşırı yeme davranışlarının hem de gün sonunda ortaya çıkan kontrol kayıplarının önüne geçmek mümkün olur.
Duygusal Açlık: Duyguların Dile Gelme Hali
Duygusal açlık ise anidir. Genellikle belirli bir besine yöneliktir: tatlı, hamur işi, atıştırmalık gibi. Çoğu zaman stres, yorgunluk, sıkıntı, yalnızlık ya da ödül ihtiyacıyla tetiklenir. Burada beden değil, duygu sistemi konuşur ve ne kadar yenirse yensin, aranan tatmin çoğu zaman gelmez.
Akşam Saatlerinde Neden Artıyor?
Duygusal açlığın özellikle akşam saatlerinde yoğunlaşmasının birkaç nedeni vardır:
-
Gün boyu bastırılan stres
-
Düşen özdenetim kapasitesi
-
Uzun süre aç kalma
-
“Günü bitirme” ve kendini ödüllendirme ihtiyacı
Gün içinde yeterince beslenmeyen beden, akşam zihniyle telafi yoluna gider.
Yasaklar Neden Geri Teper?
Bir besine yasak etiketi yapıştırmak, çoğu zaman beklenenin tam tersini yaratır. Zihin, kısıtlanan şeyi bir tehdit ya da eksiklik olarak algılar ve dikkatini tam da o noktaya sabitler. Normalde sıradan olan bir yiyecek, bu durumda zihinde büyür, daha cazip ve ulaşılması zor bir hal alır. Bu baskı bir süre sürdürülebilir gibi görünse de, çoğu zaman bir noktada çözülür. Kontrol duygusu yerini ani ve yoğun bir yeme davranışına bıraktığında ise arkasından suçluluk, pişmanlık ve yine başaramadım düşüncesi gelir. Aslında sorun, yenilen besin değil; bu besine yüklenen anlamdır.
Sürekli yasaklar üzerine kurulan bir beslenme düzeni, bedeni dinlemeyi değil, onunla mücadele etmeyi öğretir. Bu da uzun vadede sağlıklı ilişki kurmayı zorlaştırır. Oysa sürdürülebilir beslenme, kısıtlamadan çok dengeyi; baskıdan çok farkındalığı temel alır.
Gerçek Ayırımı Nasıl Yapabiliriz?
Yeme isteği ortaya çıktığında, durup kendinize küçük bir kontrol alanı açmak işe yarayabilir. “Şu an vücudumu besleyecek sade bir öğün yesem bu ihtiyacım karşılanır mı?” sorusu, açlığın kaynağını anlamada önemli bir ipucudur. Eğer cevap içinizde bir rahatlama yaratıyorsa, büyük olasılıkla bedeniniz enerji talep ediyordur. Ancak zihniniz yalnızca belirli bir besine odaklanıyor, başka hiçbir seçeneği kabul etmiyorsa; burada konuşan fizyoloji değil, duygulardır.
Zihin kaynaklı yeme isteği yok sayılmak ya da bastırılmak zorunda değildir. Aksine, çoğu zaman fark edilmek ister. Kimi zaman birkaç dakikalık bir duraksama, kimi zaman günün yükünü fark etmek, kimi zaman da seçilen besini suçluluk duymadan ve gerçekten tadını alarak tüketmek bu ihtiyacı dengeleyebilir. Önemli olan, yeme davranışını otomatik bir tepki olmaktan çıkarıp bilinçli bir temas haline getirebilmektir. Çünkü bedenle kurulan bu iletişim güçlendikçe, hem kontrol duygusu artar hem de yeme ilişkisi daha sağlıklı bir zemine oturur.