Bugün pek çok insan yeterince yediğini düşünüyor. Öğün sayısı az değil, tabaklar boş kalmıyor, hatta kalori alımı çoğu zaman fazlasıyla karşılanıyor. Buna rağmen halsizlik, çabuk yorulma, sık acıkma ve çeşitli mikro besin eksiklikleri toplumda giderek daha sık görülüyor.
Bu çelişkinin temelinde çoğu zaman gözden kaçan bir kavram yatıyor: besin yoğunluğu.
Besin Yoğunluğu Ne Demek?
Besin yoğunluğu, bir besinin sağladığı enerjiye kıyasla içerdiği vitamin, mineral ve biyoaktif bileşen miktarını ifade eder. Yani mesele sadece “kaç kalori aldığımız” değil, o kalorinin bize ne kadar besin değeri sunduğudur. Bugün sofralarımızda kalori bol, ancak besin yoğunluğu düşük besinler giderek daha fazla yer kaplıyor. Bu durum, yeterince yememize rağmen vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri alamamasına neden oluyor.
Kalori Var, Besin Değeri Yok
Modern beslenme düzeninde sık karşılaşılan bir tablo var: Enerji alımı yeterli, hatta yüksek; ancak demir, magnezyum, çinko, B vitaminleri gibi birçok mikro besin sınırda ya da düşük. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ultra işlenmiş gıdaların günlük beslenmede giderek daha fazla yer almasıdır. Raf ömrü uzun, hazırlanması pratik ve yüksek kalorili bu ürünler; doyurucu gibi görünse de besin değeri açısından oldukça fakirdir. Sonuç olarak kişi tok hisseder ama hücresel düzeyde beslenemez.
Toprak Değişti, Besin Değişti
Besin yoğunluğundaki düşüş yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Tarımsal üretimde yaşanan değişimler de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Yoğun tarım uygulamaları, toprak mineral içeriğinin azalması ve hızlı üretim baskısı; sebze ve meyvelerin besin değerini geçmişe kıyasla düşürmüştür. Bugün aynı sebze, geçmişteki kadar vitamin ve mineral içermeyebilir. Bu da “eskisi gibi besleniyorum ama aynı faydayı görmüyorum” yakınmalarını açıklayan faktörlerden biridir.
Besin Yoğunluğu Düşünce Ne Olur?
Besin yoğunluğu düşük bir beslenme düzeninde şu durumlar sık görülür:
-
Daha çabuk acıkma
-
Öğünlerden sonra tatminsizlik
-
Sürekli atıştırma ihtiyacı
-
Mikro besin eksikliklerine bağlı halsizlik ve yorgunluk
Bu tablo çoğu zaman “metabolizma yavaşladı” ya da “yaş ilerledi” şeklinde yorumlanır. Oysa çoğu durumda sorun metabolik bir yavaşlamadan çok, alınan enerjinin hücresel ihtiyaçları karşılamamasıdır.
Besin Yoğunluğu Neden Artık Daha Az Konuşuluyor?
Beslenme söylemi uzun süredir kalori, makro besinler ve etiket okumaya sıkışmış durumda. Protein miktarı, karbonhidrat oranı ya da yağ yüzdesi konuşulurken; vitamin ve mineral çeşitliliği çoğu zaman geri planda kalıyor.
Oysa beden, yalnızca makro besinlerle değil; mikro besinlerin dengesiyle çalışır. Bu denge bozulduğunda, en “doğru” görünen diyetler bile yetersiz kalabilir.
Besin Yoğunluğunu Artırmak Mümkün mü?
Besin yoğunluğunu artırmak için mucizevi bir formüle gerek yoktur. Daha az işlenmiş, daha çeşitli ve mevsime uygun besinleri tercih etmek bu noktada temel adımdır. Sebze ve meyve çeşitliliğini artırmak, haftalık balık tüketimine yer vermek, baklagilleri düzenli kullanmak ve tek tip beslenmeden kaçınmak; besin yoğunluğunu doğal olarak yükseltir. Ayrıca çok kısıtlı, tek yönlü diyetlerin uzun vadede bu dengeyi bozabileceği unutulmamalıdır.