Antalya artık sadece turizmin değil, Türkiye’nin araç yoğunluğu şampiyonluğunun da başkenti olma yolunda. Trafiğe kayıtlı 1,6 milyonu aşkın araç, 500 bini geçen motosiklet ordusu ve daralan yollar... Şehir adeta dev bir otoparka dönüşmüşken, asıl tehlike yolların darlığı değil, içimizdeki bazı sürücülerin "egolarının" genişliği! Sanırsınız ki geçiş üstünlükleri ve geçiş hakları var! Elleri sürekli kornada. Korna sesiyle yollar açılsaydı...!
"Trafiğe İnsan Olarak Çık"!
Geçtiğimiz günlerde Kundu tarafında bir toplantıya yetişmeye çalışırken yaşadığım olay, aslında şehrin ruh halini özetliyor. Daracık, tek aracın zor sığdığı bir tali yoldayım. Park yeri bakıyorum, önümdeki aracı takip ediyorum. Arkamdan gelen araç ise sanki dünya o an duracakmış gibi kornaya basıyor, el kol hareketleriyle egosunu tatmin ediyor.
Sanırsınız ki ambulans kullanıyor ya da organ nakli yetiştiriyor! Oysa hedefimiz aynı: Bir turizm toplantısı. Üstelik vaktimiz de bol. Altındaki son model araç, üzerindeki şık kıyafetler belli ki onu bir yerlere "müdür" yapmış ama trafikte "insan" olabilme sınavından sınıfta bırakmış. Sahi, hangi trafik kuralında "Aracın fiyatı arttıkça geçiş üstünlüğü artar" yazıyor? Ben göremedim.
Motosikletler: Trafiğin "Hayalet" Savaşçıları
Bir de 500 binlik motosiklet ordumuz var. Çoğu zaman kendilerini fizik kurallarından muaf, trafik ışıklarından ise bağımsız sanıyorlar. Kaldırımda yürürken arkanızdan bir "vınnn" sesi duyuyorsanız şaşırmayın; orası artık yaya yolu değil, onların kestirme pisti! Yayaya yol veriyorsunuz, yandan bir kurye fırlıyor; hız sınırına uyuyorsunuz, bir motosiklet kör noktanızdan makas atıyor.
Özellikle motorlu kurye kardeşlerimizin zamanla yarışı, bazen canla yarışı haline geliyor. Evet, sistem onları zorluyor ama hiçbir sipariş, bir canın ya da başkasının huzurunun önünde değildir. Lütfen, özellikle sağanak yağışlı Antalya günlerinde, sadece canımız çekti diye o insanları yola döküp hayatlarını riske atmayalım. Bir öğün geç yesek de olur, ama bir canı geri getiremeyiz.
"Gönlün Olsun Diye Neden Ceza Ödeyeyim?"
Ticari araç kullananlar bilir; hız sınırımız otomobillere göre daha düşüktür. Arkadan gelen "beyaz yakalı" ya da "sabırsız abi", sizin kurallara uymanızı kişisel bir hakaret sayıyor. Sırf arkadaki beyefendinin keyfi olsun diye radara girip ceza ödememizi bekliyorlar. Kadın sürücülere yapılan tacizlere, panik yaptırma çabalarına ise hiç girmiyorum; o zaten ayrı bir "trafik magandalığı" uzmanlık alanı!
Çözüm mü? Önce "Ayna"ya Bakalım
Yerel yönetimlerin ileriyi öngörememe vizyonsuzluğu, altyapı yetersizliği ve planlama hataları aşikâr. Ancak her şeyi belediyeden, devletten beklemek; direksiyon başındaki nezaketsizliğimizi örtmüyor.
Antalya’da ulaşım sorunu bugün çözülmez ama "insanlık" sorunu hemen şimdi, o kontağı çevirdiğimiz an çözülmeye başlayabilir. Unutmayın:
Korna çalmak yolu açmaz, sadece tansiyonu yükseltir.
Hızlı gitmek sizi profesyonel yapmaz, sadece daha erken kaza riskine sokar.
Geçiş üstünlüğü; altınızdaki beygir gücünde değil, yüreğinizdeki sabırdadır.
Gideceğimiz yere 5 dakika geç gidelim ama birinin bedduasını almadan, kimsenin canını yakmadan gidelim. Çünkü trafik kuralları sadece ceza ödememek için değil, eve sağ salim dönmek içindir.
Sahi, siz bugün trafikte kime yol verdiniz? Hangi kurala uydunuz?
Yoksa sadece korna mı çaldınız?