Hız çağındayız. Her şeyin çabuk tüketildiği, isimlerin ve emeklerin unutulmaya yüz tuttuğu bir devirde; bir şehri ayakta tutan binalar değil, o binaların harcına ömrünü, zekasını ve sevgisini katan insanlardır. Bugün Isparta’nın sokaklarında yürürken, her köşede bir "imza" gizlidir. Bu yazı, o imzaların sahiplerine, yani bu şehrin gerçek sahiplerine bir saygı duruşudur.
Bir Şehrin Kaderini Değiştirenler: İsmail Efendi ve Demireller
Isparta dediğimizde genzimize dolan o gül kokusu, bir rastlantı değildir. Bu koku, İsmail Efendi’nin cebinde getirdiği bir fidanla, bir hayalle başladı. Onun açtığı o yolda, sanayiyi ve modern tarımı bir vizyon haline getiren Şevket Demirel ve Isparta’yı sadece bir Anadolu şehri olmaktan çıkarıp Türkiye’nin siyasi ve kalkınma merkezi haline getiren 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bu toprakların en büyük şanslarıydı. Onlar, Isparta’yı dünyaya tanıtan birer simge oldular.
Sanayinin Çınarları: Dülgeroğlu ve Mustafa Gürkan
Bir dönem Isparta ekonomisinin nabzı fabrikalarda atardı. 1960’lı yıllarda temelleri atılan Dülgeroğlu Battaniye Fabrikası, 80’li ve 90’lı yıllarda sadece battaniye üretmez, binlerce ailenin sofrasına ekmek taşırdı. Bugün o tezgahlar dursa da, bıraktığı ekonomik miras hala konuşulur.
Aynı şekilde, sanayiyi hayırseverlikle taçlandıran Mustafa Gürkan ismi, Isparta’nın hafızasında altın harflerle kazılıdır. İpliksan ve Vargel İplik Fabrikaları ile şehri bir sanayi üssüne çevirirken, bir yandan da en eski gülyağı tesislerini işleterek geleneği korudu. Ancak onu farklı kılan, kazandığını şehre geri vermesiydi. Yaptırdığı okullarla binlerce gencin geleceğine ışık tuttu; işçi istihdamı ve eğitime verdiği destekle "Isparta’nın gönlünde yer etti.
Dünyanın Hayran Kaldığı Sanat: Halı ve Deri
Isparta bir zamanlar halıcılığın dünyadaki başkentiydi. Bu başarının arkasındaki bu üç büyük kahraman ismi de yad etmeden geçmeyelim: Şevket Savlu, Tahsin Bilginer ve Kamil Gülata. Düşünün ki; Şevket Savlu, sadece bir halı modelini tasarlamak için tam iki ayını verirmiş. Ve o modeller, birer sanat eseri olarak dokunurdu. Kamil Gülata ise vizyonuyla Sümerbank’tan buhar kazanlarını getirterek Isparta’ya iplik fabrikasını kazandırmış, üretimi profesyonelleştirmişti.
Sadece halıda mı? Hayır. 1950’li yıllarda Japonya, Isparta’dan deri alabilmek için kuyruğa girerdi. Derinin dünya merkezi Isparta, köselenin kalbi ise Yalvaç’tı.
Bir ticari zekanın temsilcilerinden Zeki Dolmacı ise, 8 yaşında II. Dünya Savaşı’ndan kaçıp gelen esirlere meyve satarak başladığı ticaret hayatını, daha sonrasında binlerce halı tezgahıyla bir dev haline getirir. Babası, eski Belediye Başkanı Hilmi Dolmacı ile birlikte bu şehre hem siyasi hem ekonomik anlamda büyük bir vizyon kattılar.
192 Yıllık Bir Lezzet Mirası: Hacıbenlioğlu
Isparta’nın gastronomi tarihi, 1833 yılında Kütahya’dan gelen Hacıbenlioğlu ailesinden Hacı Mustafa Efendi ile başlar. Kebapçılar Arastası’ndaki o küçük dükkanda başlayan serüven; Hacı Hafız Süleyman Efendi, Mustafa Efendi (Gülata) ve Süleyman Gülata ile kuşaktan kuşağa aktarıldı. Bugün beşinci kuşak temsilcisi Mustafa Gülata, bu tarihi lezzeti modern dünya ile buluşturuyor. Bir işletmenin 200 yıla yakın süre aynı kaliteyi sürdürmesi, sadece bir ticari başarı değil, ailevi bir sadakat destanıdır.
Şehri Modernleştiren Vizyon: Fuat Uyar ve Süldürler
Bugünkü Isparta’nın mimari silüetinde Fuat Uyar’ın (1968-1977) silinmez bir mührü vardır. Şehrin yüzde 85’inin imar planını o yaptı; SDÜ kampus alanını o tahsis etti; Belediye binasından Halı Sarayı’na, Kunduracılar Sitesi’nden toplu konutlara kadar modern Isparta’yı o inşa etti.
Kurucusu olduğu Sema Halı Fabrikası ise o dönemlerin en büyük devlerinden biriydi; ne yazık ki kapandı ancak bugün devam edebilseydi Isparta hala dünya halı pazarının tek hakimi olabilirdi.
Şehrin ticaret ve sosyal hayatında ise Süldür Ailesi'nin yeri bambaşkadır. Mehmet Nadir Süldür, ilk milletvekili ve ilk belediye başkanı olarak bir temel atmış; torunu Atilla Süldür ise dedesinden ve babası Vehbi Süldür’den aldığı bayrağı eğitim, sağlık ve huzurevi projeleriyle zirveye taşımıştır. Şehrin sosyal ve kültürel gelişiminde bu ailenin emeği büyüktür.
Tünelleri Kazma Kürekle Açan İrade: Hacı Mustafa Kazak
Dereboğazı Yolu’ndan geçen herkesin Hacı Mustafa Kazak’a bir teşekkür borcu vardır. Sav Kasabası Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, o tünellerin imkansızlıklar içinde, kazma ve kürekle açılmasına öncülük etmiştir. İşte "vatanseverlik" tam da budur; bir şehri dış dünyaya bağlamak için elini taşın altına koymaktır. Dereboğazı'ndaki Kazak Tünellerinin adı buradan gelmektedir.
Kültürün Hafızası ve Şifalı Eller
Isparta’nın sadece sanayisi değil, kültürü de büyüktür. Av. Güngör Çakmakçı, ramazan manilerinden Isparta ağzına kadar bu şehrin folklorik tapusunu çıkarmış bir halk bilimciydi.
Sağlıkta ise isimleri geçtiğinde herkesin önünü iliklediği efsane doktorlarımız; Sadık Yağcı, Nurettin Soymen, Suat Erişbal ve Faik Şener... Onlar sadece reçete yazmaz, hastalara bir baba, bir kardeş gibi dokunurlardı. 1924’ten beri yaşayan Şifa Eczanesi (Osman Muzafereddin Aytaç) ise bir asırdır şehre şifa dağıtmaya devam eden canlı bir tarihtir.
Unutmamak Bir Şereftir
Kadir Boylu, İbrahim ve Bars Toka, Mehmet Köse, Necmiye Doğan, Nazik Erik, Kemal Çivril, Kemal Çağlar, Halit Aktan, Y. Ziya Aytaç, Şahap Gürelli, Sümer Şenol ve daha fazlası... Bu isimlerin her biri, Isparta mozaiğinin paha biçilemez parçalarıdır.
Ancak bir tehlike var: Unutulmak! Ahde vefa, sadece isimlerini anmak değil, bu isimlerin hikayelerini geleceğe taşımaktır. Bu kıymetli isimlerin hayatları, verdikleri mücadeleler ve şehre kattıkları, yöneticiler, akademisyenler tarafından araştırılıp kapsamlı bir "Isparta Belleği Kitabı" haline getirilmelidir.
Kendi kahramanlarını unutan şehirler, kimliklerini de kaybederler. Bu şehirde güzel işler yapmış o kadar çok insan var ki... Onları yaşatmak, Isparta’nın yarınlarını daha sağlam kurmak demektir. Unutmayalım, unutturmayalım!