Antalya, dünya diplomasisinin kalbi olma yolunda dev bir adıma daha hazırlanıyor. Hatırlarsınız, 2015’teki G-20 Zirvesi dönemi şehrimiz için tam bir "atılım" süreciydi. O günlerde G-20 Zirvesi heyecanıyla birleşen hazırlıklar sayesinde Kundu-Belek yolu rekor sürede tamamlanmış, ulaşımdaki 45 dakikalık çileli mesafeler bir çırpıda kısalıvermişti. Aradan geçen yıllar ve artan turizm potansiyeli, o günün "modern" yolunu bugün artık dar ve yorgun bir hale getirdi.
"Şimdi İse Ufukta COP31 Var"
Hani evde bozuk musluğu tamir etmeyip, uzaklardan önemli bir misafir geleceği zaman evi baştan aşağı boyatan, temizleyen, en şık örtüleri seren o telaşlı ev sahipleri gibiyiz. Tek farkımız, bizim misafirlerimiz genelde zırhlı araçlarla ve yanlarında onlarca korumayla geliyor.
9-21 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, Antalya tarihinin en prestijli organizasyonlarından biri olacak. 197 ülkeden 80 bin katılımcı ve 70 devlet lideri... Dile kolay, dünyanın gözü kulağı iki hafta boyunca bizim üzerimizde olacak. Türkiye’nin "2053 Net Sıfır Emisyon" vizyonunun vitrini Antalya olacak.
Ancak hazırlıklar yine tanıdık bir senaryoyla başladı:

Özellikle Kundu-Belek hattında yürütülen hummalı çalışma gözlerden kaçmıyor. Yeni şeritler açılıyor, yol kenarındaki ormanlık alanda ağaçlar kesiliyor, güzergah genişletiliyor ve bölge adeta yeniden inşa ediliyor. Kuşkusuz bu çalışma bittiğinde; her gün bu yolu aşındıran turizmcilerimiz, servis şoförlerimiz ve misafirlerimiz için ulaşım kalitesi "zirve" yapacak. Havalimanı-Belek hattı gerçek bir turizm destinasyonuna yakışır konfora kavuşacak. Turizm yolu, havalimanı güzergahı sonunda nefes alacak gibi görünüyor.
Ancak Burada İnsan Düşünmeden Edemiyor!
Antalyalılar olarak uzun süredir yolların bakımsızlığından, altyapıdaki eksikliklerden ve trafik sıkışıklığından dert yanıyoruz. Ne mutlu ki; böylesine devasa uluslararası organizasyonlar, şehrimizin kronikleşen sorunlarına "can suyu" oluyor. Hizmetin bu vesileyle gelmesi, bir yandan büyük bir şans; diğer yandan ise yerel ihtiyaçların karşılanması için "küresel bir neden" beklediğimizin küçük bir kanıtı gibi.
Yine de bu tabloya bardağın dolu tarafından bakmak lazım. COP31 sadece iklim krizini konuşmak için bir platform değil; aynı zamanda Antalya’nın fiziksel çehresini yenileyen, prestijini artıran ve yatırım takvimini öne çeken büyük bir fırsat. Merkezi idarenin, yerel yönetimlerin ve turizm sektörünün bu koordinasyonu, şehrimizin geleceği adına umut verici.

Sonuç olarak; iyi ki bu organizasyonlar var. Şehrimize katılan her yeni yol, her yenilenen asfalt aslında bizlere kalıyor. COP31 sayesinde Antalya hem doğayı koruma vizyonunu dünyaya anlatacak hem de kendi ulaşım kalitesini bir üst lige taşıyacak. Umarız ki bu "hazırlık ruhu", büyük organizasyonlar bitse dahi şehrimizin her sokağında daimi bir alışkanlık haline gelir.
Ne diyelim? Şimdiden şehre emeği geçenlere teşekkürler; Antalya’mıza hayırlı olsun!