DİLEKCE
Köşe Yazarı
DİLEKCE
 

Vitrin Şahane, Arkası Virane

Uzun zamandır kalemi elime alıp alıp bırakıyorum. Bir şeyler karalıyor, sonra "Aman boş ver, yazıyoruz da ne değişiyor?" diyerek siliyorum. "Sussan olmuyor, susmasan olmaz Dil dursa hakim bey tende can durmaz Yazsan olmuyor, yazmasan olmaz Kaleme tedbir koma tek durmaz" Kalemim tek durmadı, ortaya karışık yazdım bir şeyler... Memlekette "Ben yaptım oldu" mantığı bir çığ gibi büyürken, gündemin baş döndürücü hızı karşısında nereye odaklanacağımızı şaşırmış durumdayız. Savaşlar, görevden almalar, itirafçılar, siyasi gözaltılar, hapisteki belediye başkanları, parti değiştirenler ve havada uçuşan milyon liralık yolsuzluk iddiaları arasında savrulurken, geçtiğimiz günlerde hukuk jargonundan fırlayan yepyeni bir kavramla daha tanıştık: "Mutlak Butlan." Siyaset arenası hukuki ve siyasi geçersizliklerin savaş alanına dönmüşken, insan sormadan edemiyor: Bir koltuk uğruna ya Rab, daha ne değerler ne umutlar telef olacak? Gerçek Gündem Kimin Umurunda? Siyasetin tepesinde koltuk sevdası bir kördüğüme dönüşmüşken, halkın gerçek gündemi ne yazık ki kimsenin umurunda değil. Keşke tek sevdanız vatan sevdası olsaydı... Keşke enerjinizi, bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak için harcasaydınız. Vatandaş evinde ay sonunu getirebilmek için kuruşu kuruşuna geçim muhasebesi yaparken, gençlerimiz gelecekten umudunu kesmişken, yukardakilerin muhasebesi çok başka. Keşke biraz da "vicdan muhasebesi" yapmayı deneseniz. Yıllarca seçmeni boş vaatlerle, suni gündemlerle oyalayan bu sistemde artık anladık ki mesele sadece bir partinin meselesi değil; tabiri caizse "al birini, vur ötekine." Kim eğri, kim doğru gel de çık işin içinden!   Malum olduğu üzere, bazı belediye başkanları, yöneticileri ve hatta personeli hapiste. Bütün bunlar olurken belediyelerde durum ne? Ya çalışamıyor ya da borç batağında çalıştırılmıyor, dolayısıyla hizmetler aksıyor. Ancak çelişkili başka bir durum: festivaller ve konserlerle göz boyamaya çalışılıyor. Asli hizmetlere gelince para yok, festivallere para çok! Para vitrine harcanıyor. Sonuç mu? Olan yine vatandaşa oluyor. Sonumuz "Mutlak Buhran" Yaşadığımız şehre, Antalya’ya bakalım. Tarımın başkenti diyoruz; ama tezgahtaki sebzenin, meyvenin hem en kalitesizini hem de en pahalısını biz yiyoruz. Turizmin başkenti diyoruz; dünya bu şehre akın ederken, kendi insanımız o muhteşem otellerin yanından bile geçemiyor, bırakın tatili, kafasını sokacak ev bulamıyor. Antalya artık Türkiye’nin değil, dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline geldi. Temel bir insan hakkı olan "barınma" artık lüks... Ömür boyu çalışsanız bir ev almanız imkansız, kiralar ise maaşları yutup geçiyor. Buna rağmen şehirde her yer inşaat, her yer şantiye alanı. Plan yok, altyapı yetersiz, yollar delik deşik, trafik belirli saatlerde tam bir işkence... Sahi, biz şehir olarak, ülke olarak nereye gidiyoruz? Sonumuz "Mutlak Buhran" mı? "Eleman Bulamıyoruz" Çelişkisi İşte tam bu noktada ülkenin en büyük trajedilerinden biri devreye giriyor. Bir yanda çığ gibi büyüyen bir işsizlik ordusu var, diğer yanda ise feryat eden turizmciler ve sanayiciler: "Çalıştıracak eleman bulamıyoruz!" Bu ne yaman çelişkidir? Aradığınız o elemanı neden bulamadığınızı hiç sorguladınız mı? İnsanlara teklif ettiğiniz maaşlar, bugün Antalya'da bir ev kiralamaya yetiyor mu? Bırakın mutfak masrafını, faturaları; o insanlar sadece başlarını sokacak bir çatının bedelini sizin verdiğiniz ücretlerle karşılayabiliyor mu? Eğer teklif ettiğiniz rakamlar insanca yaşamaya yetmiyorsa, çalışanlarınıza sürdürülebilir gelecek garantisi veremiyorsanız, çalışma koşulları kötü ve iş güvenliği yetersizse eleman bulamamaktan şikayet etmeye hakkınız yok demektir. Sözün özü; koltuk sevdalıları kendi ikballerinin muhasebesini yapadursun, bu halk geçim savaşında ve gelecek kaygısıyla her gün biraz daha eriyor. Gençlerimiz umutsuzlukla yanlış yerlere savruluyor. Geçerli mesleği olanlar ve parası olanlar ise yurt dışına yerleşiyor. Artık suni gündemleri, hukuki labirentleri, siyasi hesaplaşmalarınızı bir kenara bırakıp gerçek acılara, eğitime, istihdama, üretime, tarıma, boş tencerelere ve delik deşik olmuş şehirlere bakma vaktidir. Tabii bakacak bir yüzünüz, yapacak bir vicdan muhasebeniz kaldıysa...    
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2026 -Pazar

Vitrin Şahane, Arkası Virane

Uzun zamandır kalemi elime alıp alıp bırakıyorum. Bir şeyler karalıyor, sonra "Aman boş ver, yazıyoruz da ne değişiyor?" diyerek siliyorum.

"Sussan olmuyor, susmasan olmaz
Dil dursa hakim bey tende can durmaz
Yazsan olmuyor, yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma tek durmaz"

Kalemim tek durmadı, ortaya karışık yazdım bir şeyler...

Memlekette "Ben yaptım oldu" mantığı bir çığ gibi büyürken, gündemin baş döndürücü hızı karşısında nereye odaklanacağımızı şaşırmış durumdayız. Savaşlar, görevden almalar, itirafçılar, siyasi gözaltılar, hapisteki belediye başkanları, parti değiştirenler ve havada uçuşan milyon liralık yolsuzluk iddiaları arasında savrulurken, geçtiğimiz günlerde hukuk jargonundan fırlayan yepyeni bir kavramla daha tanıştık: "Mutlak Butlan."

Siyaset arenası hukuki ve siyasi geçersizliklerin savaş alanına dönmüşken, insan sormadan edemiyor: Bir koltuk uğruna ya Rab, daha ne değerler ne umutlar telef olacak?


Gerçek Gündem Kimin Umurunda?

Siyasetin tepesinde koltuk sevdası bir kördüğüme dönüşmüşken, halkın gerçek gündemi ne yazık ki kimsenin umurunda değil. Keşke tek sevdanız vatan sevdası olsaydı... Keşke enerjinizi, bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak için harcasaydınız. Vatandaş evinde ay sonunu getirebilmek için kuruşu kuruşuna geçim muhasebesi yaparken, gençlerimiz gelecekten umudunu kesmişken, yukardakilerin muhasebesi çok başka. Keşke biraz da "vicdan muhasebesi" yapmayı deneseniz.

Yıllarca seçmeni boş vaatlerle, suni gündemlerle oyalayan bu sistemde artık anladık ki mesele sadece bir partinin meselesi değil; tabiri caizse "al birini, vur ötekine." Kim eğri, kim doğru gel de çık işin içinden!
 

Malum olduğu üzere, bazı belediye başkanları, yöneticileri ve hatta personeli hapiste. Bütün bunlar olurken belediyelerde durum ne? Ya çalışamıyor ya da borç batağında çalıştırılmıyor, dolayısıyla hizmetler aksıyor. Ancak çelişkili başka bir durum: festivaller ve konserlerle göz boyamaya çalışılıyor. Asli hizmetlere gelince para yok, festivallere para çok! Para vitrine harcanıyor. Sonuç mu? Olan yine vatandaşa oluyor.

Sonumuz "Mutlak Buhran"

Yaşadığımız şehre, Antalya’ya bakalım. Tarımın başkenti diyoruz; ama tezgahtaki sebzenin, meyvenin hem en kalitesizini hem de en pahalısını biz yiyoruz. Turizmin başkenti diyoruz; dünya bu şehre akın ederken, kendi insanımız o muhteşem otellerin yanından bile geçemiyor, bırakın tatili, kafasını sokacak ev bulamıyor.

Antalya artık Türkiye’nin değil, dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline geldi. Temel bir insan hakkı olan "barınma" artık lüks... Ömür boyu çalışsanız bir ev almanız imkansız, kiralar ise maaşları yutup geçiyor. Buna rağmen şehirde her yer inşaat, her yer şantiye alanı. Plan yok, altyapı yetersiz, yollar delik deşik, trafik belirli saatlerde tam bir işkence... Sahi, biz şehir olarak, ülke olarak nereye gidiyoruz? Sonumuz "Mutlak Buhran" mı?

"Eleman Bulamıyoruz" Çelişkisi

İşte tam bu noktada ülkenin en büyük trajedilerinden biri devreye giriyor. Bir yanda çığ gibi büyüyen bir işsizlik ordusu var, diğer yanda ise feryat eden turizmciler ve sanayiciler: "Çalıştıracak eleman bulamıyoruz!" Bu ne yaman çelişkidir?

Aradığınız o elemanı neden bulamadığınızı hiç sorguladınız mı? İnsanlara teklif ettiğiniz maaşlar, bugün Antalya'da bir ev kiralamaya yetiyor mu? Bırakın mutfak masrafını, faturaları; o insanlar sadece başlarını sokacak bir çatının bedelini sizin verdiğiniz ücretlerle karşılayabiliyor mu? Eğer teklif ettiğiniz rakamlar insanca yaşamaya yetmiyorsa, çalışanlarınıza sürdürülebilir gelecek garantisi veremiyorsanız, çalışma koşulları kötü ve iş güvenliği yetersizse eleman bulamamaktan şikayet etmeye hakkınız yok demektir.

Sözün özü; koltuk sevdalıları kendi ikballerinin muhasebesini yapadursun, bu halk geçim savaşında ve gelecek kaygısıyla her gün biraz daha eriyor. Gençlerimiz umutsuzlukla yanlış yerlere savruluyor. Geçerli mesleği olanlar ve parası olanlar ise yurt dışına yerleşiyor. Artık suni gündemleri, hukuki labirentleri, siyasi hesaplaşmalarınızı bir kenara bırakıp gerçek acılara, eğitime, istihdama, üretime, tarıma, boş tencerelere ve delik deşik olmuş şehirlere bakma vaktidir. Tabii bakacak bir yüzünüz, yapacak bir vicdan muhasebeniz kaldıysa...

 
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gollerbolgesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.