DİLEKCE
Köşe Yazarı
DİLEKCE
 

Hayat Şimdi Başlıyor; Erteleme, Yaşa !

Bizim kültürümüzde pek sevilerek kullanılan, içi huzur dolu gibi görünen bir deyim vardır: "Ununu eleyip eleğini asmak." Yıllarca çalışmış, çocuklarını büyütmüş, sorumluluklarını tamamlamış kişilere yakıştırılır bu söz. Güya bir tamamlanmışlık, bir dinlenme halidir. Oysa bu cümlenin arkasına saklanan gizli bir kabulleniş de vardır çoğu zaman: "Benden bu kadar, artık benden iş geçti..." ​Özellikle 50’li yaşların eşiğinden atlayanların diline pelesenk olan "Bu yaştan sonra ne yapayım, boş ver..." cümlesi, aslında fizyolojik yaşın değil, ruhun erken emekliliğinin ilanıdır. Peki, gerçekten öyle mi? Biyolojik takvim ilerliyor diye ruhumuzun takvimini de durdurmak zorunda mıyız? ​Hayat, Sorumluluklar Bittiğinde Başlar Oysa hayatın gerçek mucizesi, tam da o büyük telaşlar bittiğinde başlar. Çocukların kendi kanatlarıyla uçtuğu, emeklilik günlerinin kapıyı çaldığı dönem; bir bitiş çizgisi değil, sadece kendimize ayırdığımız ilk gerçek zaman dilimidir. O güne kadar işten güçten, başkalarının beklentilerini karşılamaktan ertelediğimiz ne varsa, hepsi tam da bugün gün yüzüne çıkmayı bekler. ​Öğrenmenin, keşfetmenin ve en önemlisi hissetmenin bir son kullanma tarihi yoktur. Büyüyünce ne olacağına gençken karar verememiş olabilirsin; bugün karar ver! Hayalini kurduğun o üniversite amfisine adım at, meslek edindirme kurslarına katıl, resim tuvalinin başına geç, bir enstrümanın tellerine dokun ya da bir spor salonunun kapısını çal. "El alem ne der?" kaygısını bir kenara bırak. Şimdi sadece kendin için üret, kendin için yaşa ve önce kendini mutlu et... ​Aşkın ve Heyecanın Yaşı Olur mu? ​Ruhun yaşlanması, sadece hobilerden uzaklaşmakla olmaz; duyguları bastırmakla başlar. İnsan kaç yaşında olursa olsun sevmeye, aşık olmaya, heyecan duymaya muhtaçtır. Eğer hayatında birisi yoksa, "Bu yaştan sonra flört mü olurmuş?" diyenlere inat, kalbinin atışını dinlemekten utanma. Çünkü yaşlanmak kaçınılmaz bir biyolojik süreçtir ama "yaşlanmayı kabul etmek" tamamen bir seçimdir. Kalbini ve zihnini yeni deneyimlere kapattığın gün yaşlanırsın. ​Dün bitti, arkada kaldı. Yarın ise hiçbirimiz için garanti değil. Elimizde kalan tek bir hakikat var: Şu an, yani tam da bugün.Ununu elemiş olabilirsin, olsun ama o eleği duvara asmak için henüz çok erken. Çünkü hayat, nefes aldığımız her saniye yeniden başlayan ve dolu dolu, doya doya yaşanmayı hak eden muazzam bir yolculuktur. Hayallerini yarına erteleme; bugün başla, bugün yaşa! Geriye dönüp baktığınızda, keşke’lerle dolu bir hayat değil, iyi ki’lerle dolu bir hayatınız olsun. Ya ​sizler: "Ruhsal Gençlik" anlayışını kendi hayatınızda hangi adımla başlatmak ve ikinci baharınızı nasıl renklendirmek istersiniz?    
Ekleme Tarihi: 31 Temmuz 2026 -Cuma

Hayat Şimdi Başlıyor; Erteleme, Yaşa !

Bizim kültürümüzde pek sevilerek kullanılan, içi huzur dolu gibi görünen bir deyim vardır: "Ununu eleyip eleğini asmak." Yıllarca çalışmış, çocuklarını büyütmüş, sorumluluklarını tamamlamış kişilere yakıştırılır bu söz. Güya bir tamamlanmışlık, bir dinlenme halidir. Oysa bu cümlenin arkasına saklanan gizli bir kabulleniş de vardır çoğu zaman: "Benden bu kadar, artık benden iş geçti..."

​Özellikle 50’li yaşların eşiğinden atlayanların diline pelesenk olan "Bu yaştan sonra ne yapayım, boş ver..." cümlesi, aslında fizyolojik yaşın değil, ruhun erken emekliliğinin ilanıdır. Peki, gerçekten öyle mi? Biyolojik takvim ilerliyor diye ruhumuzun takvimini de durdurmak zorunda mıyız?

​Hayat, Sorumluluklar Bittiğinde Başlar

Oysa hayatın gerçek mucizesi, tam da o büyük telaşlar bittiğinde başlar. Çocukların kendi kanatlarıyla uçtuğu, emeklilik günlerinin kapıyı çaldığı dönem; bir bitiş çizgisi değil, sadece kendimize ayırdığımız ilk gerçek zaman dilimidir. O güne kadar işten güçten, başkalarının beklentilerini karşılamaktan ertelediğimiz ne varsa, hepsi tam da bugün gün yüzüne çıkmayı bekler.

​Öğrenmenin, keşfetmenin ve en önemlisi hissetmenin bir son kullanma tarihi yoktur. Büyüyünce ne olacağına gençken karar verememiş olabilirsin; bugün karar ver! Hayalini kurduğun o üniversite amfisine adım at, meslek edindirme kurslarına katıl, resim tuvalinin başına geç, bir enstrümanın tellerine dokun ya da bir spor salonunun kapısını çal. "El alem ne der?" kaygısını bir kenara bırak. Şimdi sadece kendin için üret, kendin için yaşa ve önce kendini mutlu et...

​Aşkın ve Heyecanın Yaşı Olur mu?

​Ruhun yaşlanması, sadece hobilerden uzaklaşmakla olmaz; duyguları bastırmakla başlar. İnsan kaç yaşında olursa olsun sevmeye, aşık olmaya, heyecan duymaya muhtaçtır. Eğer hayatında birisi yoksa, "Bu yaştan sonra flört mü olurmuş?" diyenlere inat, kalbinin atışını dinlemekten utanma. Çünkü yaşlanmak kaçınılmaz bir biyolojik süreçtir ama "yaşlanmayı kabul etmek" tamamen bir seçimdir. Kalbini ve zihnini yeni deneyimlere kapattığın gün yaşlanırsın.

​Dün bitti, arkada kaldı. Yarın ise hiçbirimiz için garanti değil. Elimizde kalan tek bir hakikat var: Şu an, yani tam da bugün.Ununu elemiş olabilirsin, olsun ama o eleği duvara asmak için henüz çok erken. Çünkü hayat, nefes aldığımız her saniye yeniden başlayan ve dolu dolu, doya doya yaşanmayı hak eden muazzam bir yolculuktur. Hayallerini yarına erteleme; bugün başla, bugün yaşa!

Geriye dönüp baktığınızda, keşke’lerle dolu bir hayat değil, iyi ki’lerle dolu bir hayatınız olsun.

Ya ​sizler: "Ruhsal Gençlik" anlayışını kendi hayatınızda hangi adımla başlatmak ve ikinci baharınızı nasıl renklendirmek istersiniz?

 
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gollerbolgesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.