Üniversite kazanmak; bir gencin hayatındaki en gururlu, ailesinin gözündeki en muazzam eşiklerden biridir. Gençler binbir emekle hayallerinin peşinden koşar, kentler ise “üniversite şehri” olma iddiasıyla göğsünü kabartır. Ancak kayıt sezonu bittiğinde, yerleşke sınırlarını aşan gerçeklik hayatın soğuk yüzüyle çarpışır: "Barınma Krizi." Bugün bu kriz Türkiye genelinde yakıcı bir mesele olarak karşımızda duruyor!
On binlerce öğrencisi olan ve her yıl binlerce yeni gencin kayıt yaptırdığı gelişen şehirlerimizde, Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) ve mevcut barınma altyapısı bu kitlesel yükü karşılamada yetersiz kalıyor. Yeni yurt yatırımları ve planlamalar halen devam eden süreçlerin ötesine geçebilmiş değil.
Sorunun büyüklüğü sayısal verilerde gizli olabilir, ama acısı doğrudan öğrencilerin günlük yaşamında hissediliyor.
"Dişinizi Sıkın" Cümlesine Sığdırılan Hayatlar
Asil listeye giremeyen, önlerinde yüzlerce kişilik yedek sıraları uzayan gençler, geçici bir çözüm olarak "misafir yurtlarına" yönlendiriliyor. Ancak bir öğrencimizin gazetemize aktardığı acı tablo, sorunun boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor:
Öğrencimiz, "Odalara 8 kişi yerleştirilmiş durumda. Ranzaların üst katına tırmanmak için bir merdiven dahi bulunmuyor; tehlikeli şekilde alt ranzalara basarak yukarı çıkmaya çalışıyoruz. Kişisel eşyalarımızı, kitaplarımızı koyabileceğimiz bir dolap alanı yok. Oda içinde banyo ve tuvalet imkanının bulunmaması, hijyen ve yaşam kalitemizi sıfıra indiriyor" diyor.
Tüm bu tablonun karşısında yetkililerden gelen yanıt ise maalesef değişmiyor: "Biraz dişinizi sıkın." Ancak "diş sıkmak", eğitimini sürdürmeye çalışan bir gencin ders çalışacak masa bulamamasına, eşyalarını valizden çıkaramamasına çözüm olmuyor.
Alternatifler De Çıkmaz Sokak: Ev Fiyatları ve Ulaşım
"Yurt olmadı, ev tutalım" seçeneği ise ekonomik şartlar karşısında imkansıza dönüşüyor. Yüksek kira bedelleri, depozitolar ve bir öğrencinin tek başına sırtlayamayacağı faturalar bir yana; merkeze veya kampüse ulaşım masrafları ve hat yoğunluğu öğrencilerin bütçesini daha başlamadan tüketiyor. Kent ulaşımı ve barınma bütçesi arasında mekik dokuyan genç, aklını derslerine ve geleceğine mi, yoksa temel yaşam ihtiyaçlarına mı vereceğini şaşırıyor.
Türkiye genelinde üniversiteli olmak, ne yazık ki barınma mücadelesi vermekle eşdeğer hale gelmiştir. Bir kente binlerce öğrenci davet ediliyorsa, o öğrencilerin nerede yatacağı, nerede ders çalışacağı ve nasıl ulaşım sağlayacağı da bu planlamanın ilk maddesi olmak zorundadır.
Gençlerimize sunabileceğimiz tek gelecek "dişinizi sıkın" tesellisi olmamalıdır. Barınma hakkı Anayasal bir haktır ve nitelikli barınma imkanı sağlanmadan nitelikli bir yükseköğretimden bahsetmek imkansızdır.
Sağlıklı ve Güvenilir Gıdaya Erişim Hakkı
Barınma krizinin gölgesinde kalan ama en az onun kadar hayati olan bir diğer boyut ise yurtlardaki yemek ve beslenme sorunu. Geçmiş yıllarda Türkiye’nin dört bir yanındaki KYK yurtlarından basına ve kamuoyuna yansıyan görüntüler hala hafızalarda tazeliğini koruyor: Yemeklerin içinden çıkan yabancı maddeler, pişmemiş, hijyenden uzak ve besleyicilikten yoksun porsiyonlar, dönem dönem toplu zehirlenme vakalarıyla hastanelik olan öğrenciler... Sosyal medyaya ve basına yansıyan bu feryatlar, sorunun sadece "bir yatak bulmak" olmadığını; gençlerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim hakkının da ihlal edildiğini açıkça gösteriyor.
Türkiye’deki kamu yöneticilerine düşen sorumluluk; gençlere "sabredin" demek değil, yatak kapasitesinden yemekhane denetimlerine kadar her alanda insani standartları derhal sağlamaktır. Geleceğimiz gençlerimiz, sıkıştırılmış odalarda ve sağlıksız tabaklarda heba edilemeyecek kadar kıymetlidir. Yetkililerin geçici değil, kalıcı ve insani standartlara uygun çözümleri hayata geçirmesi acil bir zorunluluktur.